Bouba mı, kiki mi? Önce kendi cevabınızı düşünün
Bir an durup hayal edin: Önünüzde biri yumuşak, yuvarlak hatlı; diğeri sivri köşeli iki şekil var. Hangisinin adı “bouba”, hangisinin adı “kiki” olurdu? Pek çok kişi yuvarlak olana bouba, sivri olana kiki demeye eğilim gösteriyor. Anlamsız görünen seslerle görsel biçimler arasında kurulan bu bağlantıya ses-şekil eşleşmesi deniyor.
Balabs’ın “Bouba mı, kiki mi?” deneyinde aynı soru soruluyor. Şekillerin ekrandaki yeri değişebiliyor; böylece seçim yalnızca solda ya da sağda olmalarına bağlanmıyor. Ancak şu ana kadar 10 kişi katıldı ve kalabalık sonucu için belirlenen eşik 30 katılım. Bu veri yeterli değil; 10 kişinin cevabından insanların geneli için sonuç çıkarmak doğru olmaz. Ayrıca bu internet deneyine katılımcılar kendi istekleriyle geliyor, yani rastgele seçilmiş bir örneklem değil.
Bouba-kiki etkisi nereden geliyor?
Bu eşleşmenin erken örneklerinden biri Köhler’in 1929’da anlattığı “takete” sorusu. Katılımcılara sivri ve yuvarlak şekiller gösterip hangisinin takete olduğunu sormuştu. Daha sonra Ramachandran ve Hubbard, “bouba” ve “kiki” adlarıyla benzer bir örüntü bildirdi: aktardıkları orana göre insanların yüzde 95’i sivri şekli kiki, yuvarlak şekli bouba ile eşleştirmişti. Ancak bu yüzdeye ait örneklem ve yöntem makalede ayrıntılı biçimde verilmediğinden, onu bütün insanlara uygulanabilecek kesin bir oran gibi okumamak gerekir.
Çocuklarda da bu bağlantıya dair bulgular var. Maurer ve arkadaşlarının çalışmasında 2,5 yaşındaki 20 çocuk, dört denemede beklenen eşleşmeleri ortalama 2,8 kez yaptı. Bu, bağlantının yalnızca yetişkinlerin bilinçli olarak öğrendiği bir oyun olmayabileceğini düşündürüyor; tek başına nedenini ya da doğuştan olup olmadığını kanıtlamıyor.
Eşleşme dilden bağımsız mı?
Kısa yanıt: Her yerde aynı ölçüde değil. Ćwiek ve arkadaşlarının 25 dili kapsayan çevrimiçi çalışmasında, 917 kişinin ortalama yüzde 72’si bouba ve kiki’yi ikisini birden beklenen şekillerle eşleştirdi. Fakat Türkçe konuşan katılımcılarda oran yüzde 50’nin altındaydı ve sonuç şanstan ayırt edilemedi. Dolayısıyla araştırma, etkinin birçok dil ve yazı sisteminde görülebildiğini destekliyor; aynı zamanda bunun her dil topluluğunda güçlü ya da değişmez olduğu iddiasına sınır koyuyor.
Üstelik çalışmaların yöntemleri aynı değil. Ćwiek çalışmasında kelimeler sesli dinletildi ve katılımcıların iki eşleşmeyi de doğru yapması beklendi. Balabs deneyinde kelime yazılı gösteriliyor. Bu yüzden farklı araştırmalardaki oranları doğrudan yan yana koymak doğru olmaz. İnternette çok bilinen bir test olması da önemli: Önceden bouba-kiki etkisini duymuş kişilerin cevabını, bu kısa deneyde ayrıca belirleyemiyoruz.
Seslerin şekil çağrışımı nasıl oluşuyor olabilir?
Öne sürülen açıklamalardan biri, ses çıkarırken ağzımızın aldığı biçim. “Bouba” derken dudaklar yuvarlaklaşır; “kiki” derken dil damağa daha keskin bir temas yapar. Ramachandran ve Hubbard bu ağız hareketleriyle şekiller arasındaki benzerliğin eşleşmeye katkıda bulunabileceğini öne sürdü. Bu açıklama sezgisel olsa da tek başına bütün sonucu açıkladığı söylenemez.
Bir başka yaklaşım seslerin fiziksel özelliklerine bakıyor. Fort ve Schwartz, yuvarlak nesnelerin çarpma ya da yuvarlanma sırasında daha düşük frekanslı ve kesintisiz sesler çıkarabileceğini; “bouba” sesinin de bu özellikleri taşıdığını savundu. Harflerin görünüşü de rol oynayabilir: O ve B yuvarlak, K ve İ daha köşeli görünebilir. Ancak Ćwiek çalışmasında Latin alfabesi kullananların avantajı küçüktü; yazı biçimi tek açıklama gibi görünmüyor.
Sesin etkisi yalnızca ünlülerden ibaret olmayabilir. Nielsen ve Rendall’ın çalışması, şekil eşleştirmelerinin ünsüzleri de izlediğine dair kanıt sundu. D’Onofrio ise ünlünün ağız içindeki konumu, ünsüzün ötümlülüğü ve çıkış yeri gibi ses özelliklerinin ayrı ayrı katkıları olabileceğini bildirdi. Yani “bouba yumuşak, kiki sivri” sezgisi, tek bir ses kuralından çok birkaç ipucunun birleşimi olabilir.
Kendi eşleşmenizi deneyin, ama sonucu büyütmeyin
Şimdi ilk cevabınızı hatırlayın: Yuvarlak şekle bouba, sivri şekle kiki mi dediniz? Deneyi bir arkadaşınıza açıklama yapmadan sorup cevapları karşılaştırabilirsiniz. Sonra “takete” gibi başka uydurma seslerle ya da büyüklük çağrışımlarıyla ilgili sorular da düşünülebilir. Sapir’in çalışması, “mil” gibi i sesli bir kelimenin küçük; “mal” gibi a sesli bir kelimenin büyük bir şekille eşleştirilme eğilimini incelemişti. Ancak “mal” ve “mil” Türkçede gerçek kelimeler olduğundan, anlam çağrışımları bu tür bir karşılaştırmayı etkileyebilir.
Balabs deneyinin sonraki adımlarında dört uydurma kelimeyi dört şekille eşleştirme ve “mil” ile “mal”ı farklı büyüklükteki dairelere bağlama soruları da yer alıyor. Aynı kişinin soruları art arda yanıtlaması, ilk eşleşmede fark ettiği kuralın sonraki cevaplarını etkilemesine yol açabilir. Bu nedenle deney, kendi sezginizi fark etmek için eğlenceli bir başlangıç; tek başına diller ve insanlar hakkında kesin hüküm veren bir ölçüm değil. Şimdi deney sayfasına uğrayıp kendi cevabınızı verebilir, ardından bir başkasına da sorabilirsiniz.