Takete ve maluma: bir Gestalt bilmecesi
Dilbilimin temel varsayımlarından biri, kelimelerle anlamları arasındaki bağın keyfi olduğudur: 'masa' kelimesinde masaya benzeyen hiçbir şey yoktur. Ama bazı sesler bize bazı şekillerden daha 'uygun' gelir. Alman Gestalt psikoloğu Wolfgang Köhler bunu 1929'da yayımladığı kitapta basit bir bilmeceyle gösterdi: okura biri sivri köşeli, biri yumuşak kıvrımlı iki şekil gösterdi ve hangisinin 'takete' olduğunu sordu.
Köhler, sonraki baskıda yuvarlak şekil için 'maluma' kelimesini kullandı ve çoğu kişinin bu soruyu hiç duraksamadan yanıtladığını belirtti. Sivri şekil takete, yuvarlak şekil maluma: neredeyse herkes için açık görünen bu cevap, sesle şekil arasında doğal bir bağ olabileceğini düşündürdü.
Bouba ve kiki: %95 iddiası
Etkiyi 21. yüzyılda ünlü yapan, nörobilimci V. S. Ramachandran ve Edward Hubbard oldu. 2001'de sinestezi (bir duyunun başka bir duyuyu da tetiklemesi) üzerine yazdıkları makalede, Köhler'in şekillerine benzer iki çizim ve 'bouba' ile 'kiki' kelimelerini kullandılar. Yazdıklarına göre insanlara 'Marslıların dilinde bunlardan biri bouba, diğeri kiki; hangisi hangisi?' diye sorulduğunda %95'i sivri şekli kiki, yuvarlak olanı bouba olarak seçiyordu.
Bu sayı sık sık alıntılanır, ancak makalede kaç kişiyle ve nasıl ölçüldüğü ayrıntılı biçimde raporlanmaz. Ramachandran ve Hubbard'ın asıl iddiası daha büyüktü: bu tür doğal ses-şekil eşleşmeleri, insanlığın ilk kelimelerinin nasıl ortaya çıktığına dair bir ipucu olabilirdi.
Bebekler, çocuklar ve civcivler
Etki yalnızca okuma yazma bilen yetişkinlere mi özgü? Daphne Maurer ve arkadaşları 2006'da 2,5 yaşındaki 20 çocuğu ve 20 yetişkini test etti. Dört farklı şekil ve kelime çiftinde çocuklar ortalama 2,8 denemede, yetişkinler 3,3 denemede beklenen yönde seçim yaptı; iki grup da şans düzeyinin anlamlı biçimde üstündeydi ve aralarındaki fark anlamlı değildi.
Daha da çarpıcı bir sonuç 2026'da Science dergisinde yayımlandı: Loconsole ve arkadaşları, yumurtadan yeni çıkmış 1 ve 3 günlük civcivlerin 'kiki' sesini duyunca sivri, 'bouba' sesini duyunca yuvarlak şekle yöneldiğini bildirdi. Bu bulgu tekrarlanırsa, ses-şekil eşleşmesinin dile özgü değil, türler arasında paylaşılan daha temel bir algı eğilimi olabileceğini düşündürür.
25 dil, 10 alfabe: etki evrensel mi?
Aleksandra Ćwiek ve arkadaşlarının 2022'de yayımladığı çalışma, şimdiye kadarki en geniş kültürlerarası testlerden biri. 25 dilden 917 kişi, kelimeleri yazılı görmek yerine sesli kayıttan dinledi ve iki ayrı denemede bouba ile kiki'yi şekillerle eşleştirdi. Araştırmacılar bir kişiyi ancak iki eşleşmeyi de beklenen yönde yaptıysa 'eşleşmiş' saydı; bu katı ölçütle ortalama oran %72 çıktı. Bouba'nın yuvarlak şekle bağlanması 25 dilin 22'sinde güvenilir biçimde görülürken, kiki'nin sivri şekle bağlanması yalnızca 11 dilde bu kadar netti.
Türkçe açısından ilginç olan şu: betimsel ortalaması %50'nin altında kalan yalnızca üç dil vardı ve bunlardan biri Türkçeydi (diğerleri Mandarin Çincesi ve Rumence). Türkçe örneklem 38 kişiydi ve sonuç şans düzeyinden istatistiksel olarak ayırt edilemiyordu; yani Türkçe konuşanlarda etkinin olmadığı değil, bu örneklemde görülmediği söylenebilir. Yazarlar olası nedenler arasında dillerin ses yapısını ve uydurma kelimeye benzeyen gerçek kelimeleri sayıyor; örneğin Rumencede 'bubă' yara anlamına geliyor. Styles ve Gawne (2017) de Nepal'de Syuba konuşanlarda etkiyi bulamamış ve test kelimeleri dilin ses kurallarına uymadığında etkinin bozulabileceğini öne sürmüştü.
Neden? Ağız, kulak ve fizik
Üç açıklama birbirini dışlamıyor. Birincisi eklemleme: 'bu' ve 'ba' hecelerinde dudaklar yuvarlaklaşıp yumuşakça açılır, 'ki' hecesinde ise dil damağa sert bir vuruş yapar. İkincisi akustik: Fort ve Schwartz (2022), yuvarlak nesnelerin bir yüzeye çarptığında ya da yuvarlandığında daha düşük frekanslı ve daha kesintisiz sesler çıkardığını, 'bouba' ile 'kiki'nin de bu iki boyutta ayrıştığını gösterdi. Yani beynimiz dünyadaki gerçek ses-şekil ilişkilerini öğrenmiş olabilir.
Üçüncüsü yazı: Latin alfabesinde O ve B yuvarlak, K ve İ köşeli harflerdir. Ćwiek çalışmasında Latin alfabesi kullanan dillerde eşleşme oranı betimsel olarak daha yüksekti (%75'e karşı %63), ama bu fark istatistiksel olarak zayıftı ve kelimeler sesli dinletildiği için etkinin yalnızca harf şekillerinden kaynaklandığı söylenemez.
Takete'den dört kelimeye: hangi sesler sivri?
İkinci elde Köhler'in kendi kelimelerine dönüyoruz: 'takete' ve 'maluma'. Ramachandran ve Hubbard'ın 'bouba' ile 'kiki'si bu bilmecenin yeniden yorumlanmış hali, ama iki çift aynı sesleri taşımıyor. 'Takete'de patlamalı 't' ve 'k' sesleri, 'maluma'da ise 'm' ve 'l' gibi akıcı, yumuşak ünsüzler ve yuvarlak 'u' ünlüsü var. Üçüncü elde iş biraz zorlaşıyor: 'lula', 'kitiki', 'momo' ve 'zizi' kelimelerini, en yuvarlaktan en sivriye uzanan dört şekille eşleştiriyorsun.
Bu dört kelime, sesin hangi parçasının şekil duygusunu taşıdığını ayırmak için seçildi. Alan Nielsen ve Drew Rendall (2011), ünsüz ve ünlüleri kelimeler arasında yer değiştirdikleri deneylerde eşleştirmelerin ünsüzleri izlediğine dair kanıt buldu: bu çalışma çizgisinde m, n, l gibi akıcı ünsüzler yuvarlak, t, k, p gibi patlamalı ünsüzler sivri şekillerle eşleşmesi beklenen sesler olarak ele alınır. Annette D'Onofrio (2014) ise ünlünün ağzın arkasında ya da önünde üretilmesinin, ünsüzün ötümlü olup olmamasının ve çıkış yerinin her birinin ayrı ayrı etkili olduğunu gösterdi. Bu çerçevede 'momo' ve 'lula' yuvarlak uca, 'kitiki' sivri uca yakın duruyor; 'zizi' ise ilginç bir ara durum: ünlüsü 'kiki'deki gibi önde, ama ünsüzü ötümlü ve kesintisiz bir ses.
Mil küçük, mal büyük: sesin büyüklüğü
Ses sembolizmi yalnızca şekille sınırlı değil. Dilbilimci Edward Sapir 1929'da yayımladığı çalışmada katılımcılara yalnızca bir ünlüsü farklı uydurma kelime çiftleri verdi. Örneğin 'mil' ve 'mal' ikisi de bir masanın adıydı; biri büyük, biri küçük masayı anlatıyordu ve katılımcılar hangisinin hangisi olduğunu tahmin ediyordu. Katılımcılar 'mal'ı büyük, 'mil'i küçük masaya bağlama eğilimindeydi. Dördüncü elde aynı soruyu bir küçük ve bir büyük daireyle soruyoruz.
En yaygın açıklama yine ağızla ilgili: 'a' derken ağız geniş açılır, 'i' derken dil öne ve yukarı kalkar ve ağız boşluğu daralır. Türkçe açısından küçük bir uyarı var: 'mal' Türkçede gerçek bir kelime (mülk, eşya) ve 'mil' de hem bir uzunluk birimi hem de makinelerdeki dönen çubuğun adı. Ćwiek ve arkadaşlarının Rumencede 'bubă' için tartıştığı gibi, gerçek kelimelerin çağrışımları sonucu kaydırabilir; bu yüzden Türkçe sonuçları dikkatle yorumlayacağız.
Bu deneyi nasıl okumalı?
Bizim deneyimiz kelimeyi yazılı gösteriyor ve ilk elde yalnızca 'bouba'yı soruyor. Bu, Ćwiek çalışmasının katı 'iki eşleşme birden' ölçütünden daha kolay bir görev; o yüzden kalabalığın oranı %72'den yüksek çıkarsa şaşırmamak gerekir. Öte yandan Türkçede 'ou' bir harf çifti olarak okunmadığı için 'bouba' yazımı kimine 'bo-u-ba' gibi gelebilir; bu da sonucu etkileyebilir.
Asıl merak ettiğimiz soru şu: büyük bir Türkçe konuşan kalabalıkta bouba-kiki etkisi ne kadar güçlü? 38 kişilik bir örneklemin gösteremediğini, binlerce kişi daha net gösterebilir.