Bir rengi aklında tutmak
Bir mağazada beğendiğin bir kazağın rengini evdeki pantolonunla uyumlu olup olmayacağını düşünerek hatırlamaya çalıştın mı? Ya da duvar boyası seçerken, aylar önce bir kafede gördüğün o yeşili tarif etmeye? Çoğumuz renkleri iyi hatırladığımızı sanırız; ama iki rengi yan yana karşılaştırmak ile birini hafızadan yeniden üretmek çok farklı işlerdir.
Bu deneyde bir hedef renk üç saniye boyunca bütün ekranı kaplıyor; sonra onu renk tonu, doygunluk ve parlaklık şeritleriyle hafızandan yeniden kuruyorsun. Beş elin üçünde kurmaya hemen başlıyorsun, ikisinde ise önce dört saniye nötr gri bir ekranda bekliyorsun. Bekledikten sonra hatanın ne kadar büyüdüğü, renk hafızanın ne kadar çabuk bulanıklaştığını gösteriyor. Hatanın yönü ise belki daha ilginç bir şeyi: hafızanın renkleri nereye doğru 'düzelttiğini'.
Hafızadaki renk daha canlı
S. M. Newhall, R. W. Burnham ve Joyce R. Clark 1957'de basit bir soru sordu: bir rengi yan yana karşılaştırarak eşleştirmek ile önce görüp sonra hafızadan eşleştirmek aynı sonucu verir mi? Bu farkın önemli olduğunu düşünüyorlardı, çünkü gündelik hayatta renkleri çoğunlukla art arda, hafızaya dayanarak karşılaştırırız; renk ölçümünde ise standart yöntem yan yana eşleştirmedir. 25 test rengiyle yaptıkları deneyde hafızadan yapılan eşleştirmeler daha değişkendi, daha kısa sürüyordu ve sistematik olarak daha doygun, biraz da daha parlaktı. Üç ek deney de aynı yönü doğruladı. Yazarlara göre hatırlanan renklerin bu 'güçlenmesi', hafızanın seçici doğasının doğrudan bir sonucuydu.
C. J. Bartleson 1960'ta aynı soruyu tanıdık nesnelerle sordu. 50 gözlemci, 931 Munsell renk kartı arasından çimen, tuğla gibi 10 doğal nesnenin hafızalarındaki rengini seçti. On hafıza renginin hepsi, nesnelerin ölçülen ortalama renginden anlamlı biçimde farklıydı ve her biri nesnenin baskın renk özelliğine doğru abartılmıştı: çimen daha yeşil, tuğla daha kırmızı. Çoğu durumda hatırlanan renk daha doygun ve daha açıktı. Hafıza, renkleri olduğu gibi değil, olması gerektiğini düşündüğümüz gibi saklıyor gibi görünüyor.
Kategoriler: 'Mavi' demek hatırlamayı nasıl değiştirir?
Renkleri sürekli bir yelpaze olarak görürüz ama aynı zamanda onlara ad veririz: mavi, yeşil, turuncu. Uzun süre görsel çalışma belleği araştırmaları, renk hafızasını yalnızca renk uzayındaki sürekli bir değerin kaydedilmesi olarak ele aldı. Gi-Yeul Bae, Maria Olkkonen, Sarah Allred ve Jonathan Flombaum 2015'te bu varsayımı sorguladı. Katılımcılar hedef renkleri hem gecikmeli hem gecikmesiz olarak yeniden üretti; ayrı deneylerde aynı renk kümesi içinde kategori sınırları ve her kategorinin en tipik, 'odak' renkleri belirlendi.
Sonuçlar açıktı: hafızadan verilen cevaplar kategori sınırlarından uzaklaşıp kategori merkezlerine doğru kayıyordu. Daha şaşırtıcı olanı, aynı örüntünün hedef gözün önündeyken, yani hiç bekleme olmadan da görülmesiydi. Yazarlar bir 'ikili içerik' modeli önerdi: bir rengi hem kategorisiyle ('bir tür yeşil') hem de o renge özgü ayrıntılarla saklarız ve cevabımız ikisinin bir karışımıdır. Bu modele göre hafızada tutmanın asıl etkisi, algıda zaten var olan kategori eğilimlerini büyütmek. Bu yüzden bizim deneyimizde hemen kurduğun renkler de önemli: sınırdaki bir rengi bekleme olmadan da biraz merkeze kaydırıyor olabilirsin; dört saniye beklediğin 2. ve 4. elde bu kayma büyüyebilir.
Ortalamaya çekilme
Hafızanın bir başka eğilimi, tek tek renklerden çok, görülen renklerin tümüne bağlı. Maria Olkkonen, Patrice McCarthy ve Sarah Allred 2014'te katılımcılara bir renk gösterip kısa bir bekleme sonrasında onu tahmin etmelerini istedi. Renkleri farklı ton aralıklarına sahip kümelerden seçtiler. Hangi küme kullanılırsa kullanılsın, ton tahminleri o kümenin ortalamasına doğru çekiliyordu; insanlar deney sırasında gördükleri renklerin dağılımını öğreniyor ve bu bilgiyi kullanıyordu.
Bu çekimin gücü, hafızadaki izin ne kadar gürültülü olduğuna bağlıydı. Hedef ile tahmin arasındaki bekleme 0,4 saniyeden 4 saniyeye uzatıldığında ya da hedef rengin üzerine renkli gürültü eklendiğinde, ortalamaya çekilme belirgin biçimde güçlendi. Bayesçi bir açıdan bakıldığında bu mantıklı bir strateji: elindeki iz zayıfsa, genel olarak ne tür renkler gördüğüne dair bilgiye daha çok yaslanmak, ortalamada hatayı azaltabilir. Bizim 2. ve 4. elimizdeki 4 saniyelik bekleme, bu çalışmada çekimi güçlendiren bekleme süresiyle aynı uzunlukta ve tam olarak bu izi zayıflatmak için var; hatalarının bu ellerde ortalamaya ya da kategori merkezlerine doğru büyüyüp büyümediğine bakıyoruz.
Hafıza görmeyi de etkiler
Hafızanın renkler üzerindeki etkisi yalnızca geçmişi hatırlarken ortaya çıkmıyor. Thorsten Hansen, Maria Olkkonen, Sebastian Walter ve Karl Gegenfurtner 2006'da katılımcılardan ekrandaki meyve görüntülerinin rengini, gri görünene kadar ayarlamalarını istedi. Katılımcılar meyveleri gri gördüklerinde, meyvelerin rengi aslında griden, o meyvenin tipik renginin tersi yönüne doğru kaymış oluyordu. Başka bir deyişle, tipik olarak renkli bir nesnenin gri bir kopyası, o tipik rengin hafif bir izini taşıyor gibi görünüyordu.
Yazarlara göre bu bulgu, renk duyumunun yalnızca gözden gelen veriyle belirlenmediğini, üst düzey görsel hafızanın da onu belirgin biçimde etkilediğini gösteriyor. Bu deneyde tanıdık nesneler kullanmıyoruz; hedeflerimiz rastgele seçilmiş, bütün ekranı kaplayan renkler. Yine de 'bu bir turuncu', 'bu açık bir mavi' gibi kategoriler ve o ana kadar gördüğün renkler, hem rengi nasıl gördüğünü hem de nasıl hatırladığını etkileyebilir.
Puanın ne anlatır, ne anlatmaz?
Her rengin hatasını CIEDE2000 formülüyle, ΔE00 olarak ölçüyoruz. CIELAB uzayındaki düz uzaklık (ΔE*ab, 1976 formülü) basit bir ölçü, ama renk uzayının her bölgesinde göze aynı ölçüde uymuyor. Luo, Cui ve Rigg'in 2001'de yayımladığı ve CIE'nin resmî renk farkı formülü olarak benimsediği CIEDE2000 yine CIELAB'e dayanıyor; ama açıklık, kroma ve ton farklarını ayrı ayrı ağırlıklandırıyor, mavilerde daha iyi sonuç vermek için kroma ile ton farkları arasına bir etkileşim terimi, griler için de a* eksenine bir ölçek düzeltmesi ekliyor. Yazarlar formülü, nesne renkleriyle yapılmış dört güvenilir renk ayırt etme veri kümesini birleştirerek sınadı; CIEDE2000 bu verilerde CMC ve CIE94 formüllerinden açık farkla daha iyi sonuç verdi. Formül epey karmaşık olduğu için Sharma, Wu ve Dalal 2005'te doğru uygulama için ayrıntılı notlar ve sınama verisi yayımladı. Renk biliminde sıkça anılan 'yaklaşık 2,3 birimlik fark edilebilir en küçük fark' değeri ise (Sharma ve Trussell, 1997; Mahy ve ark., 1994) eski 1976 formülüne, ΔE*ab'ye aittir; iki ölçünün değerleri renge göre farklılaştığı için bu sayıyı doğrudan ΔE00'a aktarmamak gerekir.
Hafızadan ve şeritlerle kurulan bir renkte küçük hatalar kaçınılmaz olduğu için puan eğrisini yumuşak tuttuk: renk başına puan 10/(1+(ΔE00/22)^1,6). ΔE00 5'lik bir hata yaklaşık 9,1, 10'luk hata 7,8, 20'lik hata 5,4, 40'lık hata 2,8 puan getiriyor; beş rengin toplamı en fazla 50. Asıl ilgi çekici olan, hemen kurduğun renklerle (1., 3. ve 5. el) dört saniye bekledikten sonra kurduklarının (2. ve 4. el) arasındaki fark ve hatalarının yönü: daha doygun mu hatırlıyorsun, daha açık mı, tonu bir yöne mi kaydırıyorsun? Sonucunu yorumlarken arayüzü de hesaba kat: şeritler renkleri ekranın renk modeline göre tanımlar ve şeritteki eşit adımlar algıda eşit adımlar değildir. Ekranın kalibrasyonu, parlaklığı, gece modu gibi ayarlar ve ortam ışığı da sonucu etkiler. Beş renk, kişisel bir eğilimi kesin olarak göstermek için az; hafızanın renkleri nereye çektiğini en iyi, kalabalığın binlerce cevabı bir araya geldiğinde göreceğiz.