Tiyatro provasından ekrana: 20'ye kadar say
Tiyatro ve doğaçlama atölyelerinde sık oynanan bir ısınma oyunu var: grup bir çember oluşturur ve 1'den 20'ye kadar sayar. Kural basit: her sayıyı bir kişi söyler, kimin söyleyeceği önceden belirlenmez ve iki kişi aynı anda konuşursa sayım 1'den yeniden başlar. Göründüğünden çok daha zordur; gruplar genellikle birkaç denemede birbirini dinlemeyi, beklemeyi ve doğru anı sezmeyi öğrenmek zorunda kalır.
'Büyük sayaç' bu oyunun ekrana taşınmış hâli. Odadaki herkes aynı butonu görüyor; her basış sayacı 1 artırıyor, ama iki basış arasında 1 saniyeden az varsa çarpışma oluyor ve sayaç sıfırlanıyor. Herkese açık odada 50 kişi var ve hedef 50'ye ulaşmak. Bildiğimiz kadarıyla bu oyunun kendisini doğrudan inceleyen hakemli bir araştırma yok. Bu yüzden 'Büyük sayaç' bir keşif deneyi: ne olacağını biz de bilmiyoruz ve ilk sonuçları literatürdeki yakın çalışmaların ışığında yorumlayacağız.
Çarpışma: mühendislerin eski problemi
Aynı kanalı paylaşan birden fazla vericinin aynı anda konuşmaması gerektiği problemi bilgisayar ağlarının ilk günlerinden beri bilinir. Norman Abramson ve arkadaşlarının Hawaii Üniversitesi'nde kurduğu ALOHA sistemi, adalardaki terminallerin merkezî bilgisayara veri göndermek için ortak bir radyo kanalını paylaşmasına dayanıyordu. Terminaller ne zaman göndereceklerine kendileri karar veriyordu ve iki gönderim çakışırsa ikisi de bozuluyor, yeniden gönderilmesi gerekiyordu.
Bu tür rastgele erişimin analizi, terminaller birbirinden habersiz rastgele anlarda gönderdiğinde kanal kapasitesinin en fazla yaklaşık yüzde 18'inin verimli kullanılabildiğini gösterdi. Sonraki ağ teknolojilerinin önemli bir kısmı, çakışmaları azaltmak için zamanı dilimlere bölmek, kanalı dinleyip boşsa göndermek ya da çakışmadan sonra rastgele bir süre beklemek gibi kurallar üzerine kuruldu. 'Büyük sayaç'taki oyuncular da aynı problemi yaşıyor; ama onlara hiçbir kural verilmiyor. Bakmak istediğimiz şey, insanların bu kuralların bir benzerini kendiliğinden bulup bulmayacağı.
İnsanlar konuşmada sıra almayı nasıl beceriyor?
Gündelik konuşma, aslında sürekli oynanan bir sıra alma oyunudur: kimin ne zaman konuşacağını kimse önceden belirlemez, ama insanlar nadiren üst üste konuşur ve uzun sessizlikler de seyrektir. Tanya Stivers ve arkadaşları 2009'da geleneksel yerli topluluklardan büyük dünya dillerine uzanan 10 dilde gündelik konuşmaları inceledi. Bütün dillerde aynı genel örüntü vardı: üst üste konuşmadan kaçınma ve sıralar arasındaki sessizliği en aza indirme.
Diller arasında fark da vardı: bazı dillerde yanıtlar ortalamada daha hızlı, bazılarında daha yavaş geliyordu; ama dillerin ortalamaları, diller arası ortalamanın 250 milisaniye yakınında kalıyordu. Yazarlar, konuşma tarzı hakkında 'bu toplumda insanlar çok uzun susar' gibi etnografik izlenimlerin, bu küçük tempo farklarına karşı duyarlılığımızdan kaynaklanabileceğini öne sürdü. Konuşmada sıra almamızı mümkün kılan ipuçları (ses tonu, bakış, cümlenin bitmek üzere olduğunu sezmek) bu ekranda yok; elde yalnızca sayacın ne zaman arttığı bilgisi var.
Kalabalıkta kendiliğinden düzen
Kalabalıkların, kimse yönetmeden düzen kurabildiğine dair güzel bir örnek alkıştır. Zoltán Néda ve arkadaşları 2000'de Romanya ve Macaristan'daki tiyatro ve opera gösterilerinde salonun tavanına yerleştirdikleri mikrofonlarla alkışı kaydetti. Başlangıçtaki güçlü ve düzensiz alkış, bir noktada görece ani bir senkronizasyonla herkesin aynı anda ve düzenli aralıklarla alkışladığı bir ritme dönüşüyordu. Senkron alkışa geçerken alkış periyodu aniden iki katına çıkıyor, bu da salondaki ortalama ses şiddetini düşürüyordu; kalabalık daha fazla ses için yeniden hızlandıkça senkron bozuluyor ve döngü baştan başlıyordu.
Iain Couzin ve arkadaşlarının 2005 modeli ise hareket hâlindeki hayvan gruplarında, bilgi sahibi az sayıda bireyin, kimin bilgili olduğu bilinmeden ve hiçbir sinyal verilmeden bütün grubu yönlendirebileceğini gösterdi; grup büyüdükçe gereken bilgili bireylerin oranı küçülüyordu. Bu iki çalışma bizim oyunumuz için şu soruyu akla getiriyor: Odada birkaç sabırlı 'ritim tutucu' ortaya çıkarsa, diğerleri sözsüz biçimde onlara uyum sağlayabilir mi? Yoksa herkes ilk saniyelerde basmak için yarışıp sayacı sürekli sıfırlar mı?
Canlı oda, yayın ve laboratuvar
Bu deney ancak canlı bir odada yapılabilir: oyunun özü, başkalarının şu anda ne yaptığını hissetmek. Arechar, Gächter ve Molleman'ın (2018) karşılaştırması, etkileşimli deneylerin internette yapıldığında laboratuvardaki temel davranış örüntülerinin büyük ölçüde korunduğunu, ama yarıda ayrılan katılımcıların en büyük sorun olduğunu gösteriyor. Bizim oyunumuzda ayrılan biri sayacı doğrudan etkilemez, ama hedefe ulaşmayı imkânsız kılabilir; bu yüzden hedef, odada kalan oyuncu sayısına göre güncellenir. Ayrıca internetin kendine has bir sorunu var: bağlantı gecikmesi kişiden kişiye değişir ve 1 saniyelik pencere, yavaş bağlantıdaki biri için daha dar hissedilebilir.
Yayında oynanan odalar ise bambaşka bir deney olabilir. Sohbet açık olduğunda izleyiciler 'isminin baş harfine göre sırayla basalım' gibi bir kural önerebilir; bu, konuşmadan koordinasyonu, konuşarak koordinasyona çevirir. Bu da ilginç bir karşılaştırma: aynı büyüklükteki sessiz bir oda ile sohbetin aktığı bir yayın odası ne kadar farklı ilerliyor? İki tür odanın sonuçlarını ayrı ayrı gösteriyoruz; bilimsel olarak en temiz veri yine de kimsenin konuşmadığı odalardan gelir. Sohbet kapalı olsa bile yayıncının kendisi oynuyorsa izleyiciler onun ne zaman bastığını yayın görüntüsünden görebilir; bu da bir işaret kanalı yaratır. Ancak yayın görüntüsü izleyiciye çoğu zaman gecikmeyle ulaştığı için bu işaret, 1 saniyelik bir pencerede yardımcı olmaktan çok yanıltıcı olabilir.
Keşif deneyi: neye bakacağız?
Sonuç ekranında odanın ulaştığı en yüksek sayıyı, kaç deneme yapıldığını ve çarpışmaların hangi sayılarda olduğunu görüyorsun. Çarpışmalar özellikle başlarda mı yoğunlaşıyor, yoksa hedefe yaklaşıldıkça, basmamış kişi sayısı azaldığında mı? Basışlar arasındaki süreler denemeler ilerledikçe daha düzenli hâle geliyor mu? Bir kişi her denemede hep ilk basan mı oluyor, yani kendiliğinden 'ilk sayan' rolleri ortaya çıkıyor mu?
Bu sorulara cevap verirken temkinli olacağız. Rastgele basan bir kalabalığın ne kadar ilerleyebileceğini kendi kaba hesabımızla biliyoruz: 50 kişilik bir oda bu durumda bir denemede genellikle yalnızca birkaç sayı ilerleyebilir. Odalar bundan belirgin biçimde iyi gidiyorsa, insanlar konuşmadan bir tür sıra düzeni kuruyor demektir. Ama bu düzenin nasıl kurulduğunu açıklamak için çok sayıda odanın verisine ve dikkatli bir analize ihtiyaç var; ilk sonuçlar bir bulgu değil, yeni soruların başlangıcı olacak.