Biri yapsa yeter, ama kim?
Apartmanda elektrik kesildi ve birinin elektrik idaresini araması gerekiyor. Bir kişinin araması herkese yeter; arayan biraz zaman ve uğraş harcar, aramayanlar ise hiçbir şey yapmadan sonuçtan yararlanır. Herkes 'nasılsa biri arar' diye beklerse elektrik saatlerce gelmez. Ofiste tıkanan yazıcı, grup sohbetinde cevapsız kalan soru, kalabalık bir sokakta yere düşen yaşlı biri: hepsi aynı yapıya sahip.
Sosyolog Andreas Diekmann 1985'te bu durumu 'gönüllü ikilemi' adıyla bir oyun olarak tanımladı. Oyunda her oyuncu ya gönüllü olur ya da bekler. En az bir kişi gönüllü olursa herkes kolektif iyilikten yararlanır, gönüllüler bunun için küçük bir bedel öder; kimse gönüllü olmazsa herkes kaybeder. Diekmann'ın vurguladığı nokta, oyunun baskın bir stratejisinin olmamasıydı: başkaları gönüllü olacaksa beklemek, kimse olmayacaksa gönüllü olmak daha iyidir. Bizim oyunumuzda gönüllü 75, diğerleri 100 puan alıyor; kimse basmazsa herkes 0'a düşüyor.
Odada kaç kişi var?
John Darley ve Bibb Latané 1968'de New York Üniversitesi'nden 72 öğrenciyle bir deney yaptı. Katılımcılar ayrı odalarda, interkomla sırayla konuşarak kişisel sorunlarını anlatıyordu. Bir noktada konuşmacılardan biri sara nöbeti geçiriyormuş gibi yardım istedi; bu konuşma aslında önceden kaydedilmişti. Katılımcıların bir kısmı nöbeti duyan tek kişi olduğuna, bir kısmı bir kişinin, bir kısmı da dört kişinin daha dinlediğine inandırılmıştı.
Sonuç, sosyal psikolojinin en çok alıntılanan bulgularından biri oldu. Nöbeti tek başına duyduğunu sananların yüzde 85'i nöbet bitmeden yardım aramak için odadan çıktı. Bir kişinin daha dinlediğini sananlarda bu oran yüzde 62'ye, dört kişinin daha dinlediğini sananlarda yüzde 31'e düştü. Darley ve Latané bunu 'sorumluluk dağılması' ile açıkladı: başkaları da duyuyorsa yardım etme sorumluluğu paylaşılır ve her bireyin payı küçülür. Diekmann da makalesinde gönüllü ikilemini tam olarak bu bulguyla ilişkilendirdi.
Hikâye ile bulgu arasındaki fark
Seyirci etkisi araştırmalarının arkasında genellikle 1964'te New York'ta öldürülen Kitty Genovese'nin hikâyesi anlatılır: 38 tanığın olanları izleyip hiçbir şey yapmadığı söylenir. Rachel Manning, Mark Levine ve Alan Collins 2007'de arşiv belgelerini inceleyerek bu hikâyenin kanıtlarla desteklenmediğini gösterdi: 38 tanığın bulunduğuna, tanıkların cinayeti gördüğüne ya da hiçbir şey yapmadığına dair kanıt bulamadılar. Yazarlar, sağlam bir araştırma geleneği olan seyirci etkisi çalışmalarını bu efsaneleşmiş hikâyeden ayırmak gerektiğini vurguladı.
Peki etkinin kendisi ne kadar sağlam? Peter Fischer ve arkadaşları 2011'de 1960'lardan bu yana yapılan çalışmalardan 7.700'den fazla katılımcıyı kapsayan 105 etki büyüklüğünü birleştirdi. Başkalarının varlığı yardım etme ihtimalini ortalamada azaltıyordu, ama etki orta düzeydeydi ve koşullara göre değişiyordu: durum açıkça tehlikeli olduğunda, ortada bir saldırgan bulunduğunda ya da yardım fiziksel bir bedel gerektirdiğinde seyirci etkisi zayıflıyordu. Yazarlara göre tehlikeli durumlar daha hızlı fark ediliyor ve daha güçlü bir uyarılma yaratıyor; bu da yardımı kolaylaştırıyor.
Oyun teorisinin şaşırtıcı öngörüsü
Herkesin aynı stratejiyi izlediği dengede oyuncular belirli bir olasılıkla gönüllü olur. Bizim puanlarımızla (gönüllü olmanın bedeli 100 üzerinden 25) bu hesap şöyle çıkıyor: 2 kişilik bir odada her oyuncu yaklaşık yüzde 75 olasılıkla basar ve kimsenin basmama ihtimali yüzde 6 civarındadır. 6 kişilik odada kişi başına olasılık yaklaşık yüzde 24'e düşer, kimsenin basmama ihtimali yaklaşık yüzde 19'a çıkar. Oda büyüdükçe bu ihtimal yüzde 25'e yaklaşır. Bu sayılar Diekmann'ın modelinden bizim yaptığımız hesaplardır, deney sonucu değildir. Bu hesapta her oyuncunun yalnızca kendi puanını önemsediği varsayılıyor; gerçek insanlar adalet duygusu, suçluluk ya da başkalarına yardım etme isteği gibi nedenlerle bundan farklı davranabilir.
Teorinin ilginç tarafı, grup büyüdükçe kimsenin gönüllü olmama ihtimalinin artacağını söylemesi. Jacob Goeree, Charles Holt ve Angela Smith 2017'de bunu laboratuvarda sınadı. Kişi başına gönüllü olma oranı, öngörüldüğü gibi büyük gruplarda daha düşüktü. Ama kimsenin gönüllü olmadığı sonuçlar grup büyüdükçe azaldı; teori bunun tersini söylüyordu. Yazarlar bu farkı, insanların kararlarına rastgele 'gürültü' katan bir denge modeliyle ve gönüllü olmaya yatkınlıkta insanlar arasındaki büyük farklılıklarla açıkladı: büyük bir kalabalıkta her zaman gönüllü olmaya çok yatkın birkaç kişi bulunabiliyor.
Beklemek de bir strateji: zamanın rolü
Gerçek hayatta gönüllü olma kararı bir anda değil, zaman içinde verilir: biri bir süre bekler, kimse hareket etmezse kendisi harekete geçer. Hironori Otsubo ve Amnon Rapoport 2008'de gönüllü olmanın getirisinin zamanla azaldığı, dolayısıyla erken davranmanın değerli olduğu bir versiyonu inceledi. Ödülü performansa bağlı katılımcılar, gönüllü olmanın maliyeti düşükken daha kolay gönüllü oldu ve ortalamada modelin öngördüğünden daha erken davrandı. Tek bir kişinin hemen gönüllü olduğu türden dengelerde ise neredeyse hiç buluşamadılar; katılımcılar bedava yararlanma eğilimlerinde birbirinden çok farklıydı.
Bizim oyunumuzda düğmeye kimin bastığı el bitene kadar görünmüyor; bu yüzden beklemek başkası hakkında bilgi kazandırmıyor. Yine de düğmeye kaçıncı saniyede basıldığını kaydediyoruz, çünkü bu süre tereddüdün iyi bir göstergesi olabilir. Son saniyelere kadar bekleyip sonra basan çok mu, yoksa gönüllüler ilk saniyelerde mi karar veriyor? İkinci ve üçüncü eller, ilk elin sonucunu görmenin bu tercihi nasıl değiştirdiğini gösterecek.
Canlı oda ve yayın: laboratuvardan farkı ne?
Laboratuvar deneylerinde grup büyüklüğü araştırmacının belirlediği birkaç değerle sınırlıdır. Bizim odalarımızda ise herkese açık oda 6 kişiyle başlıyor, yayıncılar 3 ile 200 kişi arasında oda açabiliyor. Bu, aynı oyunu çok farklı grup büyüklüklerinde gözlemleme fırsatı veriyor. Arechar, Gächter ve Molleman'ın (2018) karşılaştırması etkileşimli deneylerin internette de laboratuvardaki temel örüntüleri büyük ölçüde koruduğunu, ama yarıda ayrılan katılımcıların en büyük sorun olduğunu gösteriyor; bu yüzden her elde odadaki gerçek oyuncu sayısını ayrıca kaydediyoruz.
Yayında oynanan bir odada durum daha da farklı. Yayıncı herkesin gözü önünde olduğu için 'gönüllü' rolüne doğal olarak itilebilir; izleyiciler de sohbetten 'ben basıyorum' diyerek söz verebilir. Diekmann, rasyonel stratejiye kesin bir cevap verilebilen tek durumun oyunun serbest iletişimli versiyonu olduğunu belirtmişti; konuşabilen bir grup, örneğin işi kimin üstleneceğini kararlaştırabilir. Yayın odaları, iletişimin ve görünür bir liderin sorumluluk dağılmasını nasıl değiştirdiğini canlı olarak gösterebilir; bu yüzden onların sonuçlarını sessiz odalardan ayrı tutuyoruz.