Tanımadığın birine para emanet eder misin?
1995'te Joyce Berg, John Dickhaut ve Kevin McCabe, Games and Economic Behavior dergisinde bugün 'güven oyunu' ya da 'yatırım oyunu' diye bilinen deneyi yayımladı. Katılımcılar iki ayrı odadaydı ve birbirlerini hiç görmeyeceklerdi. İlk odadakilere 10 dolar verildi; bu paranın istedikleri kadarını öbür odadaki eşlerine gönderebilirlerdi. Gönderilen her dolar üçe katlanıyordu. İkinci odadaki kişi de eline geçen paranın istediği kadarını geri gönderebilir ya da hepsini tutabilirdi.
Klasik kurama göre sonuç baştan belliydi. Emanetçi kendi çıkarını düşünürse hiçbir şey geri göndermez; bunu bilen yatırımcı da hiç para göndermez. Oysa 32 yatırımcının 30'u para gönderdi ve ortalama gönderilen tutar 5,16 dolar, yani paranın yarısından biraz fazlasıydı. Yazarlar bu sonucu, karşılıklılığın insan davranışının temel öğelerinden biri olduğuna ve tanımadığımız birine gösterdiğimiz güvenin bu beklentiyi hesaba kattığına dair bir kanıt olarak yorumladı.
Güven karşılık buluyor mu?
Berg ve arkadaşlarının deneyinde güven ortalamada kabaca karşılığını buldu: 5 dolar gönderenlere ortalama 7,17 dolar, 10 dolar gönderenlere ortalama 10,20 dolar geri döndü. Ama bu ortalamaların arkasında çok büyük farklar vardı; bazı emanetçiler neredeyse hiçbir şey geri göndermezken bazıları aldığından fazlasını iade etti. Yatırımcının asıl belirsizliği de buradan geliyor: karşısındakinin hangi tür insan olduğunu bilmiyor.
Araştırmacılar ikinci bir koşulda, önceki deneyin sonuçlarını yeni katılımcılara özet olarak gösterdi ve bu 'sosyal geçmiş' bilgisinin güven ile karşılıklılık arasındaki bağı güçlendirdiğini bildirdi. Bulgunun sağlamlığı daha sonra sınandı: Ortmann, Fitzgerald ve Boeing (2000), bilgileri farklı biçimlerde sunduklarında ve katılımcılara stratejik düşünmelerini sağlayan bir anket doldurttuklarında bile gönderilen paranın azalmadığını gördü. Bizim deneyimizde de 3. ve 5. ellerde, önceki elde ne kadar geri döndüğünü görmüş olarak karar veriyorsun.
162 deneyin ortalaması
Güven oyunu, davranışsal ekonominin en çok tekrarlanan deneylerinden biri oldu. Noel Johnson ve Alexandra Mislin 2011'de Journal of Economic Psychology'de, 162 replikasyonu ve 23.000'den fazla katılımcıyı bir araya getiren bir meta-analiz yayımladı. Yatırımcılar ortalamada paralarının yaklaşık yarısını gönderiyordu; emanetçiler ise geri gönderebilecekleri tutarın ortalama %37'sini iade ediyordu. Kuzey Amerika ve Avrupa'daki ortalamalar birbirine yakındı.
Meta-analizin daha önemli mesajı, sonuçların tasarım ayrıntılarına ne kadar duyarlı olduğu. Ödemenin rastgele seçilen bazı katılımcılara yapılması ve karşı tarafın gerçek değil simüle edilmiş olması gönderilen tutarı etkiliyordu. Güvenilirliği ise paranın kaç katına çıkarıldığı, katılımcıların iki rolü de oynayıp oynamadığı ve öğrenci olup olmadıkları etkiliyordu. Yazarlar ayrıca Afrika'da yapılan deneylerde Kuzey Amerika'dakilere göre daha az para gönderildiğine dair sağlam kanıt buldu. Ortalamaların arkasında da çok farklı davranışlar yatıyor. Kovacs ve arkadaşlarının altı ülkedeki temsili örnekleminde gönderilen tutarların dağılımı iki tepeliydi: yatırımcıların %40'ı parasının tam yarısını, %28'i tamamını gönderdi; hiç göndermeyenler yalnızca %5'ti. Japon katılımcıların ise belirgin biçimde daha fazlası çok az ya da hiç para göndermedi. Yani 'ortalama yarı yarıya' sonucu, herkesin yarısını gönderdiği anlamına gelmiyor.
Güven mi, cömertlik mi, risk mi?
Gönderilen paranın tamamını 'güven' diye okumak kolay ama yanıltıcı olabilir. James Cox 2004'te, aynı parayı karşılık beklemeden de gönderebilecek insanları ayırt etmek için güven oyununu diktatör oyunu gibi kontrol oyunlarıyla birlikte kullanan üçlü bir tasarım önerdi. Bu tasarım, gönderilen paranın bir kısmının güvenden değil, karşı tarafın davranışından bağımsız bir cömertlikten kaynaklanabileceğini gösterdi. Almanya, İtalya, Japonya, Lüksemburg, Birleşik Krallık ve ABD'de temsili örneklemlerle 7.236 kişiyle yapılan bir çalışmada da (Kovacs ve ark., 2024) gönderilen parayla en güçlü ilişkili özellik, kişinin diktatör oyununda ne kadar verdiğiydi.
Bir diğer etken ihanet korkusu. Bohnet, Greig, Herrmann ve Zeckhauser 2008'de Brezilya, Çin, Umman, İsviçre, Türkiye ve ABD'de insanlara aynı ödülleri ve olasılıkları sunan iki seçenek verdi: birinde sonucu bir yazı-tura belirliyordu, öbüründe başka bir insan. İnsanların riski kabul etmek için istedikleri en düşük olasılık, sonucu bir insan belirlediğinde genellikle daha yüksekti. Yani başka birine güvenip aldanmak, aynı parayı şanssızlıktan kaybetmekten daha ağır geliyor.
Anketteki güven, oyundaki güven
Sosyal bilimciler toplumlardaki güveni genellikle 'Çoğu insana güvenilebilir mi?' gibi anket sorularıyla ölçer. Glaeser ve arkadaşları 2000'de bu soruları deneylerle karşılaştırdı ve şaşırtıcı bir sonuç buldu: anketteki güven sorusu, insanların oyunda ne kadar güvendiğinden çok, ne kadar güvenilir davrandığını tahmin ediyordu. Aynı çalışmada, sosyal olarak birbirine yakın kişiler arasında hem güven hem güvenilirlik artıyordu; oyun eşlerinin ırkı ya da uyruğu farklı olduğunda ise güvenilirlik düşüyordu.
Daha büyük ve temsili örneklemlerle yapılan yeni çalışma ise tabloyu biraz değiştiriyor: Kovacs ve arkadaşlarının altı ülkedeki verisinde oyundaki davranış ile anketteki güven cevapları anlamlı biçimde ilişkiliydi. Aynı kişinin yatırımcı ve emanetçi olarak verdiği kararlar da birbiriyle ilişkiliydi; çok güvenenler bir ölçüde daha güvenilir de davranıyordu. Bizim deneyimizde her katılımcı iki rolü de oynadığı için bu ilişkiye kendi kalabalığımızda bakabileceğiz.
Gündelik hayatta güven oyunu
Güven oyununun yapısı hayatın pek çok köşesinde karşımıza çıkıyor: internetten tanımadığımız bir satıcıya önden ödeme yapmak, bir arkadaşa borç vermek, bir ortaklığa sermaye koymak ya da bir ustaya işi bitirmeden kapora vermek. Her birinde karşı tarafa güvenmek ortak kazancı büyütür; ama karşı taraf bu güveni istismar edebilir. Sözleşmeler, puanlama sistemleri ve referanslar, bu riski azaltmak için geliştirdiğimiz araçlar. Laboratuvardaki güven oyununu ilginç kılan, bu araçların hiçbirinin olmaması: ne sözleşme var, ne itibar, ne de tekrar karşılaşma ihtimali. Böyle çıplak bir ortamda bile insanların önemli bir kısmının güvenmesi ve güvene karşılık vermesi, işbirliğinin yalnızca yaptırımlarla değil, içselleştirilmiş normlarla da ayakta durduğunu düşündürüyor.
Bizim deneyimizde bir de öğrenme boyutu var: ilk yatırımında ne kadar geri döndüğünü gördükten sonra ikinci ve üçüncü yatırımlarında ne yaptığına bakıyoruz. Cömert bir emanetçiye denk gelenlerin daha çok, hayal kırıklığı yaşayanların daha az göndermesi beklenir; ama bu tepkinin ne kadar güçlü olduğu kişiden kişiye değişiyor. Deneyin sonunda ne kadar güvendiğini, ne kadar güvenilir davrandığını ve deneyimlerinin sonraki kararlarını nasıl etkilediğini kalabalıkla karşılaştırabileceksin. Burada iyi ya da kötü bir puan yok: hiç göndermemek de, hepsini göndermek de savunulabilir seçimler. Ölçtüğümüz şey, tanımadığımız insanlara ne kadar kredi açtığımız ve o krediye nasıl karşılık verdiğimiz.