Türkçenin iki mavisi
İngilizcede gökyüzü de lacivert bir takım elbise de 'blue' olabilir. Türkçede ise çoğu kişi ikisini ayrı kelimelerle anar: açık ve orta tonlar 'mavi', neredeyse siyaha yaklaşan koyu tonlar 'lacivert'. İki kelime de ödünçtür: 'mavi' Arapçadan, 'lacivert' ise Farsçada lapis lazuli taşının ve onun renginin adı olan 'lāzhuward' sözcüğünden gelir. Fransızcadaki 'azur' da aynı köke bağlanır.
Peki lacivert gerçekten ayrı bir renk mi, yoksa 'koyu mavi' demenin kısa yolu mu? Bu soru göründüğünden daha ciddi; çünkü dilbilimciler ve psikologlar uzun süredir dillerin renk uzayını nasıl böldüğünü ve bunun algıyı etkileyip etkilemediğini tartışıyor.
Temel renk terimi ne demek?
Brent Berlin ve Paul Kay 1969'da yayımladıkları kitapta, dillerin 'temel renk terimleri'nin sınırlı sayıda olduğunu ve kabaca evrensel bir sırayla geliştiğini öne sürdü. Bir kelimenin temel terim sayılması için birkaç ölçüt aranır: konuşurların çoğu onu bilmeli ve rahatça kullanmalı, kelime yalnızca belirli nesneler için kullanılmamalı ve anlamı başka bir renk teriminin içinde kalmamalı. Yani bir şey 'bir tür mavi' ise, ayrı bir temel renk sayılması zorlaşır.
Bu son ölçüt lacivert için kritik. Eğer Türkçe konuşanlar laciverti mavinin bir alt türü olarak görüyorsa, lacivert 'koyu yeşil' gibi bir alt kategoriye benzer. Ayrı bir kategori olarak görüyorlarsa, Türkçe tıpkı Rusça gibi 'iki mavili' bir dil olabilir.
Özgen ve Davies: on bir mi, on iki mi?
Emre Özgen ve Ian Davies 1998'de Türkçe renk terimlerini üç deneyle inceledi. Katılımcılardan birkaç dakika içinde bildikleri bütün renk adlarını yazmalarını, ardından renkli kartlara ad vermelerini istediler. Bu iki görevdeki öne çıkma ve uzlaşma ölçüleri ilk bakışta Türkçede 12 temel renk terimi olduğunu, laciverdin de bunlardan biri olduğunu düşündürüyordu.
Üçüncü deneyde ise 125 üniversite öğrencisinden bildikleri mavi türlerini yazmaları ve laciverdin bir tür mavi olup olmadığını belirtmeleri istendi. Öğrencilerin %57'si laciverti kendiliğinden mavi türleri listesine yazdı, %85,5'i ise laciverdin bir tür mavi olduğunu söyledi. Yazarlar bu yüzden temkinli davranıp 'en güvenli sonuç' olarak Türkçede 11 temel renk terimi olduğunu yazdılar. Kaidi Rätsep'in 2018'de 56 Türkçe konuşanla yaptığı çalışmada da lacivert katılımcıların yaklaşık üçte ikisi tarafından listelendi, ama renk kartlarını adlandırırken uzlaşma düşüktü; Rätsep laciverti sınırda bir temel renk terimi olarak değerlendirdi.
Rus mavileri: dil, ayırt etmeyi hızlandırır mı?
Rusçada genel bir 'mavi' kelimesi yoktur; açık maviye 'goluboy', koyu maviye 'siniy' denir. Jonathan Winawer ve arkadaşları 2007'de Rusça ve İngilizce konuşanlara üç renkli kare gösterip alttaki iki kareden hangisinin üstteki ile aynı olduğunu olabildiğince hızlı seçmelerini istedi. Birbirine çok yakın tonlarda, Rusça konuşanlar iki renk sınırın farklı taraflarındayken aynı taraftaykenkinden yaklaşık 124 milisaniye daha hızlıydı. Katılımcılar aynı anda bir sayı dizisini akılda tutmak zorunda kaldığında bu avantaj kayboldu; uzamsal bir ek görev ise etkiyi silmedi. İngilizce konuşanlarda böyle bir avantaj hiç görülmedi.
Yunancada da açık mavi (ghalazio) ile koyu mavi (ble) ayrılır. Thierry ve arkadaşları (2009) beyin dalgalarıyla yaptıkları ölçümlerde Yunanca konuşanların beyninin, dikkat bile edilmeden önceki bir aşamada, mavi tonlardaki değişikliklere yeşildekinden daha güçlü tepki verdiğini buldu. Bu sonuçlar, dilin renk görmeyi baştan değiştirdiğini değil, ayrımlara verilen hızlı tepkileri etkileyebildiğini gösterir.
Türkçe için kanıt ne durumda?
Türkçe konuşanlarda mavi-lacivert sınırında Rusçadakine benzer bir algı avantajı olup olmadığı henüz net değil. ODTÜ'de 2007'de yapılan bir yüksek lisans tezinde (Kadıhasanoğlu) Türkçe konuşanların renk farkı eşikleri mavi bölgede daha düşük çıktı; ama aynı fark tek kelimenin kullanıldığı yeşil bölgede de görüldü. Yani sonuç, yalnızca mavi-lacivert sınırına özgü bir etkiyi göstermiyordu.
Bu yüzden bizim deneyimiz daha mütevazı bir soru soruyor: Türkçe konuşanlar laciverti hangi tondan itibaren kullanmaya başlıyor ve bu sınır insanlar arasında ne kadar tutarlı? Kalibre bir ekran ve milisaniyelik tepki süresi ölçümleri olmadan algının kendisini ölçemeyiz, ama binlerce kişinin adlandırmasından kalabalığın çizdiği sınırı çıkarabiliriz.
Sınırı kalabalıkla neden ölçüyoruz?
Tek bir kişinin kararı gürültülüdür: aynı tonu bir gün mavi, ertesi gün lacivert diyebilirsin. Ama çok sayıda kişinin cevabını tonlara göre dizdiğimizde, açık tonlarda 'lacivert' oranı sıfıra yakın, koyu tonlarda ise yüksek olur. Aradaki geçişin en dik olduğu ve oranın %50'yi geçtiği nokta, kalabalığın mavi ile lacivert arasına çektiği sınırdır.
Bu sınırın genişliği de bilgi verir. Geçiş birkaç ton içinde keskin biçimde oluyorsa insanlar büyük ölçüde hemfikirdir; geniş ve yayvan bir geçiş ise laciverdin herkes için aynı yerde başlamadığını gösterir. Rätsep'in bulduğu düşük adlandırma uzlaşması düşünülürse, yayvan bir geçiş görmek bizi şaşırtmamalı.
Senin sınırın nerede? Dokuz tonla kişisel eğri
İlk elde herkes tek bir ton gördüğü için sınırı ancak kalabalıktan çıkarabiliyoruz. İkinci ve üçüncü elde ise dokuz tonun hepsini, her seferinde farklı bir rastgele sırayla görüyorsun. Böylece yalnızca senin cevaplarınla küçük bir eğri çizebiliyoruz: açık tonlarda hep 'mavi', koyu tonlarda hep 'lacivert' diyorsan, ikisinin arasındaki geçiş noktası senin kişisel sınırın.
İki tekrar bize bir şey daha söylüyor: tutarlılık. Aynı tona bir turda 'mavi', diğerinde 'lacivert' dediysen, o ton senin için gerçekten sınırda demektir; bu bir hata değil, ölçtüğümüz şeyin parçası. Rätsep'in (2018) Türkçe konuşanlarda gözlediği düşük adlandırma uzlaşması, belirsizliğin yalnızca kişiler arasında mı, yoksa aynı kişinin içinde de mi olduğu sorusunu akla getiriyor. Kişisel sınırını kalabalığın sınırıyla karşılaştırınca, laciverdi çoğu insandan daha erken mi, daha geç mi başlattığını da görebilirsin.
Aynı renk, iki farklı zemin
Son elde bir tonu iki kez gösteriyoruz: bir kez açık gri, bir kez koyu gri bir zeminin üzerinde. Renk kodu iki seferde de aynı; değişen yalnızca çevresi. Bu olguya eşzamanlı kontrast denir ve en kapsamlı ilk anlatımlarından biri Michel Eugène Chevreul'e aittir. Paris'teki Gobelins halı atölyesinde boyalardan sorumlu olan Chevreul, 1836 ve 1838'de orada verdiği derslere dayanan 1839 tarihli kitabında, yan yana konan renklerin birbirinin görünümünü nasıl değiştirdiğini dokumacılar ve ressamlar için ayrıntılı biçimde anlattı.
Genel kural şöyle: açık bir zemin üzerindeki renk biraz daha koyu, koyu bir zemin üzerindeki renk biraz daha açık görünür. Bu yüzden sınırdaki bir tonun açık zeminde daha sık 'lacivert', koyu zeminde daha sık 'mavi' diye adlandırılmasını bekliyoruz. 2015'te internette büyük tartışma yaratan elbise fotoğrafı, çevre ve aydınlatma yorumunun ne kadar güçlü olabileceğini gösterdi: Lafer-Sousa ve arkadaşlarının 1.401 kişilik anketinde aynı fotoğrafı katılımcıların %57'si mavi-siyah, %30'u beyaz-altın olarak tarif etti. Yazarlar bu farkı insanların fotoğraftaki ışığı farklı varsaymasına bağladı ve aydınlatmaya dair açık ipuçları ekleyerek elbisenin algılanan rengini tersine çevirebildiklerini gösterdi.