Bir pasta, iki oyuncu
Ültimatom oyununun kuralı tek cümle: bir kişi bir miktar parayı nasıl bölüşeceğini önerir, diğeri ya kabul eder ve para önerildiği gibi bölünür ya da reddeder ve ikisi de hiçbir şey alamaz. Pazarlık yok, ikinci tur yok. Klasik oyun teorisinin cevabı da net: yanıtlayan için 1 kuruş bile hiç yoktan iyidir, o halde her pozitif teklifi kabul etmelidir; teklif eden de bunu bildiği için olabilecek en küçük payı önermelidir.
Werner Güth, Rolf Schmittberger ve Bernd Schwarze bu öngörüyü 1970'lerin sonunda Köln Üniversitesi'nde test etti ve sonuçları 1982'de yayımladı. Paylaşılacak miktar 4 ile 10 Alman markı arasındaydı. Teklif edenler pastanın ortalama üçte ikisini kendilerine ayırdı; bu, teorinin öngördüğü 'neredeyse hepsi'nden çok uzaktı. Üstelik tekliflerin yaklaşık beşte biri reddedildi; yani bazı insanlar bedava parayı geri çevirdi.
Kırk yıllık veri ne söylüyor?
O günden beri oyun yüzlerce kez, onlarca ülkede oynandı. Oosterbeek, Sloof ve van de Kuilen'in 2004 meta-analizi 37 makaledeki 75 sonucu birleştirdi: teklif edenler ortalama olarak pastanın %40'ını öneriyor ve tekliflerin ortalama %16'sı reddediliyor. Pasta büyüdükçe teklif edilen pay küçülüyor ve ret oranı düşüyor; teklif edilen pay arttıkça da ret azalıyor. Yazarlar yanıtlayanların davranışında coğrafi bölgeler arasında farklar buldu, ama bu farkların bilinen kültür sınıflandırmalarıyla büyük ölçüde açıklanamadığını belirtti.
Bu sayılar, sitemizde göreceğin kalabalık sonuçları için iyi bir referans: tekliflerin büyük bölümünün %40-50 bandında toplanmasını, çok düşük tekliflerin ise sık sık reddedilmesini bekleyebilirsin.
Machiguenga'dan Lamalera'ya
Neredeyse tüm erken deneyler üniversite öğrencileriyle yapılmıştı. Joseph Henrich ve arkadaşları bu yüzden oyunu beş kıtada, 12 ülkedeki 15 küçük ölçekli toplumda, yerel olarak bir iki günlük kazanca denk gelen paylarla oynattı. Sonuçlar şaşırtıcı derecede çeşitliydi. Peru Amazonu'ndaki Machiguenga'da ortalama teklif pastanın %26'sıydı ve 21 tekliften yalnızca biri reddedildi. Endonezya'daki Lamalera'da ise ortalama teklif %58'e, yani yarının üstüne çıktı. Papua Yeni Gine'deki Au ve Gnau toplulukları hem düşük teklifleri hem de yarıdan fazlasını veren 'aşırı cömert' teklifleri benzer sıklıkta reddetti.
Araştırmacılara göre bu fark rastlantı değil: piyasaya entegrasyonun ve gündelik hayatta işbirliğinin getirisinin yüksek olduğu toplumlarda teklifler daha cömert. Au ve Gnau'da büyük hediyeler kabul edenin karşılık borcu altına girmesi anlamına geldiğinden, fazla cömert bir teklifi geri çevirmek anlamlı bir davranış. Deney, insanların 'adil pay' fikrini kendi kültürlerinin alışverişlerinden taşıdığını gösteriyor.
Pay büyüyünce ne olur?
Eleştirmenlerin ilk itirazı paraların küçük olmasıydı: belki insanlar birkaç lirayı gururları için feda ediyor, ama gerçekten büyük paralarda etmezler. Lisa Cameron 1999'da Endonezya'da payı katılımcıların ortalama üç aylık harcamasına kadar çıkardı. Yanıtlayanlar yüksek paylarda belirli bir yüzdelik teklifi kabul etmeye daha yatkın hale geldi, ama teklif edenlerin davranışı neredeyse hiç değişmedi.
Andersen, Ertaç, Gneezy, Hoffman ve List 2011'de daha da ileri gitti. Kuzeydoğu Hindistan'daki Meghalaya köylerinde payı 20 rupiden 20.000 rupiye, yani ortalama yıllık gelirin biraz üzerine çıkardılar. Yanıtlayanların ret oranı pay büyüdükçe düştü ve en yüksek payda 24 tekliften yalnızca biri reddedildi. Yazarlara göre adalet duygusu gerçek, ama bir fiyatı var: haksız bir teklifi cezalandırmak birkaç günlük kazanca mal oluyorsa cazip, bir yıllık gelire mal oluyorsa çok daha az cazip.
Haksızlığın beyindeki izi
2003'te Science'ta yayımlanan bir fMRI çalışmasında Alan Sanfey ve arkadaşları, katılımcılar adil ve haksız teklifleri değerlendirirken beyin etkinliklerini ölçtü. Haksız teklifler, tiksinti ve acı gibi olumsuz duygularla ilişkilendirilen ön insula'da ve hedef takibi ile bilişsel kontrolle ilişkilendirilen dorsolateral prefrontal kortekste daha fazla etkinliğe yol açtı. Reddedilen haksız tekliflerde insula etkinliği kabul edilenlerden daha yüksekti.
Bu bulgu çoğu zaman 'duygu ile akıl çatışıyor' diye özetlenir; ama insula'nın pek çok farklı işlevde rol oynadığını, tek bir bölgedeki etkinlikten belirli bir duyguyu kesin olarak çıkarmanın zor olduğunu da akılda tutmak gerekir.
Karşı taraf hayır diyemezse: diktatör oyunu
Ültimatom oyunundaki cömert teklifler iki farklı biçimde açıklanabilir: insanlar gerçekten adil olmak istiyor olabilir ya da reddedilmekten korktukları için cömert davranıyor olabilir. Robert Forsythe, Joel Horowitz, N. E. Savin ve Martin Sefton 1994'te bu iki açıklamayı ayırmak için ültimatom oyununu, karşı tarafın reddetme hakkının olmadığı bir versiyonla, yani diktatör oyunuyla karşılaştırdı. Gerçek parayla oynanan oyunlarda diktatörlerin dağıtımı ültimatom tekliflerinden anlamlı biçimde farklıydı ve daha düşük tutarlarda toplanıyordu. Yine de diktatörlerin çoğu sıfırdan fazla verdi: Bolton, Katok ve Zwick'in (1998) aktarımına göre 10 dolarlık oyunda dağıtıcıların %79'u karşı tarafa bir miktar para bıraktı, %20'si ise parayı yarı yarıya böldü.
Christoph Engel'in 2011'deki meta-analizi bu deneyleri bir araya getirdi: 600'ü aşkın deney koşulunda diktatörler ortalama olarak pastanın yaklaşık %28'ini verdi ve dağılım iki tepeliydi; en sık cevaplar 'hiçbir şey' ve 'yarısı' idi. Ültimatom oyunundaki yaklaşık %40'lık ortalama teklifle karşılaştırıldığında bu, cömertliğin bir kısmının gerçek bir paylaşma isteğinden, bir kısmının ise reddedilme ihtimalinden geldiğini düşündürüyor. Sonuç ekranında iki sayıyı yan yana göreceksin: senin ve kalabalığın ültimatom teklifi ile diktatör bağışı arasındaki fark.