Saat yokken zamanı nasıl ölçüyoruz?
Gözün ışık, kulağın ses için bir organı var; zaman için ise tek bir duyu organımız yok. Yine de bir şarkının temposunu tutar, trafik ışığının ne zaman yanacağını sezer, bir sunumun uzadığını hissederiz. Psikologlar bu yeteneği ölçmek için birkaç klasik yöntem kullanır: süre üretme (söylenen süreyi tuşa basarak üretmek), süre tahmini (geçen süreyi saniye olarak söylemek) ve süre tekrarı (az önce duyulan bir süreyi yeniden üretmek).
Bu deney ilk yöntemi kullanıyor: sana bir hedef süre veriyoruz ve onu kendi iç ölçünle üretmeni istiyoruz. Ölçtüğümüz iki şey var. Birincisi doğruluk: ortalamada 10 saniyeye ne kadar yaklaşıyoruz. İkincisi tutarlılık: insanlar arasında, ya da aynı kişinin tekrarlarında, cevaplar ne kadar dağılıyor.
Weber yasası ve skaler zamanlama
19. yüzyılda Ernst Weber, ağırlık gibi büyüklüklerde fark edebildiğimiz en küçük değişimin büyüklüğün kendisiyle orantılı olduğunu gözlemlemişti. Diyelim ki 100 gramlık bir yükte 2 gramlık farkı ancak fark edebiliyorsunuz; bu kurala göre 1 kiloluk bir yükte aynı oranda, yani yaklaşık 20 gramlık bir farka ihtiyaç duyarsınız. John Gibbon 1977'de hayvanların zamanlama davranışında benzer bir kural tarif etti ve 'skaler beklenti kuramı'nı önerdi: zaman tahminlerinin standart sapması, tahmin edilen süreyle orantılı büyür.
Bunu ölçmenin pratik yolu değişim katsayısıdır (CV): standart sapmanın ortalamaya bölünmesi. Süre ne olursa olsun CV sabit kalıyorsa zamanlama 'skaler' davranıyor demektir. John Wearden'ın 1991'deki derlemesine göre saymadan yapılan kısa süre üretimlerinde CV tipik olarak 0,10–0,16 aralığında, güvercinlerle yapılan benzer görevlerde ise yaklaşık 0,20–0,30 aralığındaydı. Kabaca bir hesapla, CV'si 0,12 olan biri 10 saniyeyi ürettiğinde denemelerinin çoğu ortalamanın yaklaşık 1,2 saniye altı ile üstü arasına düşer.
Kafadan saymak neden işe yarıyor?
Birkaç saniyeden uzun süreleri tahmin etmesi istenen insanların çoğu kendiliğinden saymaya başlar. Wearden'ın raporladığı bir deneyde katılımcılar 2 ile 32 saniye arasındaki süreleri bilerek sayarak üretti ve CV'ler 0,10'un altına, çoğu durumda 0,05'in de altına indi. Simon Grondin ve arkadaşları (2004) da açık saymanın 1,6 saniyelik aralıklarda performansı belirgin biçimde iyileştirdiğini, ama aralık 4 saniyeye uzadıkça değişkenliğin artmasını tamamen önleyemediğini gösterdi.
Bu yüzden zaman algısı araştırmacıları saymayı çoğu zaman bir 'kirlilik' olarak görür: sayan kişi aslında süreyi değil, kısa ve düzenli aralıklar üretme becerisini ölçtürür. Saymayı engellemek için katılımcılara saymamaları söylenir, sesli bir hece tekrarlatılır ya da aynı anda başka bir görev verilir; Rattat ve Droit-Volet (2012) bu yöntemleri farklı zamanlama görevlerinde karşılaştırdı. Biz saymayı engellemiyoruz; bunun yerine sana sayıp saymadığını soruyor ve iki grubu ayrı ayrı gösteriyoruz.
Vierordt yasası: kısa uzun, uzun kısa
Alman fizyolog Karl Vierordt 1868'de yayımladığı kitapta, çoğunu kendi üzerinde yaptığı süre tekrar deneylerini anlattı. Kısa süreleri olduğundan uzun, uzun süreleri olduğundan kısa tekrar ettiğini, arada ise hatanın sıfıra yaklaştığı bir 'kayıtsızlık noktası' bulunduğunu yazdı. Glasauer ve Shi'nin aktardığına göre Vierordt'un 1.104 denemelik tablolarından birinde bu nokta yaklaşık 2,25 saniyeydi.
Ancak bu 'yasa'nın statüsü tartışmalı. Lejeune ve Wearden (2009) Vierordt'un mirasını değerlendirirken etkinin tutarlı bir kuramsal açıklamadan uzun süre yoksun kaldığını vurguladı. Glasauer ve Shi (2021) ise etkinin büyük ölçüde deney protokolünden kaynaklandığını savundu: farklı süreler karışık ve rastgele sırayla sunulduğunda beyin her tahmini önceki denemelerin ortalamasına doğru çeker. Her güne tek bir sürenin düştüğü daha eski bir tekrar denemesinde bu sapmaların görülmemesi de bu yorumu destekliyor. Bizim tek denemelik 10 saniye görevimizde Vierordt yasasının nasıl davranacağı bu yüzden açık bir soru.
Gündelik hayatta iç saat
İç saatin hassasiyeti; müzik çalarken tempoyu korumak, top sporlarında hareketi zamanlamak ya da konuşmada sıranın ne zaman geleceğini sezmek gibi pek çok gündelik beceride işe yarar. Bunların çoğu saniyenin altındaki ya da birkaç saniyelik aralıklarda gerçekleşir; 10 saniye gibi daha uzun sürelerde ise dikkat dağıldıkça tahminler daha kolay kayar.
Kafadan saymak bu yüzden pratik bir hiledir: fotoğraf çekerken ya da yemek tarifinde '10 saniye karıştır' denildiğinde çoğumuz farkında olmadan sayarız. Saymadan sadece 'hissetmeye' çalıştığında ise beynin zamanı nasıl temsil ettiğine daha doğrudan bir pencere açmış olursun.
Bu deneyin sınırları
Laboratuvar çalışmalarında katılımcılar aynı süreyi onlarca kez üretir, çoğu zaman her denemeden sonra ne kadar saptıklarını öğrenir ve sessiz bir odadadır. Burada ise herkes tek bir deneme yapıyor, geri bildirim yok, tuşa basma gecikmesi cihazdan cihaza değişiyor ve ortam kontrol edilmiyor. Bu yüzden kalabalıkta ölçtüğümüz dağılım hem kişiler arası farkları hem de tek denemenin gürültüsünü içeriyor; laboratuvardaki kişi içi CV ile doğrudan aynı şey değil.
Saydın mı sorusunun cevabı da beyana dayanıyor; kimi 'biraz saydım' diyebilir, kimi saydığının farkında olmayabilir. Yine de iki grup arasında belirgin bir fark çıkarsa, bu literatürde defalarca gösterilen 'saymak dağılımı daraltır' bulgusunun internet ölçeğinde bir tekrarı olur.