Boş bir oda, bir düğme
2014’te Timothy Wilson ve Virginia Üniversitesi’ndeki arkadaşları basit bir soru sordu: İnsanlar birkaç dakika boyunca hiçbir şey yapmadan yalnızca düşünceleriyle kalmaktan hoşlanır mı? Katılımcılar eşyalarını, telefonlarını ve kalemlerini dışarıda bırakıp sade bir odada 6 ile 15 dakika arasında oturdu. Tek kural, yerlerinden kalkmamak ve uyumamaktı; amaçları kendilerini düşünceleriyle oyalamaktı.
Sonuçlar, Science’ta yayımlanan 11 çalışmada büyük ölçüde aynıydı. Katılımcıların çoğu konsantre olmanın zor olduğunu, aklının dağıldığını söyledi; yaklaşık yarısı deneyimin keyfini ölçeğin ortası ya da altında puanladı. Aynı şeyi evde, kendi başlarına yapanlar da pek keyif almadı ve bu çalışmada %32’si kuralı çiğneyip başka bir şey yaptığını itiraf etti.
Şok mu, sessizlik mi?
Çalışmanın en çok konuşulan kısmı 10. deneydi. Katılımcılar önce birkaç uyaranı denedi; aralarında hafif bir elektrik şoku da vardı. Hepsini puanladılar ve her birini bir daha yaşamamak ya da yeniden yaşamak için ne kadar para vereceklerini söylediler. Ardından 15 dakikalık düşünme süresi başladı. Bu kez odada bir düğme vardı: isteyen kendine yeniden şok verebilirdi.
Şoku bir daha yaşamamak için para ödeyeceğini söyleyenler arasında erkeklerin %67’si (18’de 12) ve kadınların %25’i (24’te 6) kendine en az bir şok verdi. Bir erkek katılımcı kendine 190 kez şok verdi; uç bir örnek, ama oranlar en az bir kez basanları sayıyor. Araştırmacıların yorumu çarpıcıydı: yalnız kalmak o kadar zordu ki, birçok kişi az önce kaçınmak için para vereceği bir şeyi kendine yapmayı seçti.
Yalnızca düşünmek neden zor olabilir?
Gündelik hayatta zihnimiz çoğu zaman bir işe tutunur: bir yazıyı okurken, bir yere yürürken, biriyle konuşurken. Boş bir odada ise tutunacak bir şey yoktur ve düşüncenin yönünü yalnızca biz belirleriz. Wilson ve arkadaşları, bu durumda zihnin kolayca kişinin eksiklerine kayıp aynı düşüncelerin etrafında dönebildiğini, düşünceleri keyifli bir yolda tutmanın ise beceri ve çaba istediğini öne sürdü.
Sıkıntı üzerine yapılan deneyler de ilginç bir tablo çiziyor. Havermans ve arkadaşları (2015), tek bir kısa film parçasını bir saat boyunca tekrar tekrar izleyen katılımcıların, nötr bir belgesel izleyenlere göre kendilerine daha çok şok verdiğini buldu. Yusoufzai ve arkadaşları (2024) ise sıkıcı bir yazma görevi verilenlerin, hoş bir kuş sesi seçeneği dururken bile itici bir sesi daha sık çaldığını gösterdi. Görünen o ki tekdüzelikten kaçmak, uyaranın hoş olup olmamasından bazen daha önemli.
Eleştiriler ve tekrarlar
Wilson ve arkadaşlarının yorumu herkesi ikna etmedi. Fox, Thompson, Andrews-Hanna ve Christoff (2014) bir yorumda, aynı veriye yeniden bakınca düşünmenin genel olarak itici olduğu iddiasının ve şok bulgusunun sanıldığı kadar güçlü desteklenmediğini savundu; kendiliğinden düşüncenin keyfi kişiden kişiye ve andan ana çok değişiyordu.
Öte yandan ana bulgunun bir yanı sağlam çıktı. Buttrick ve arkadaşları (2019), 11 ülkeden 2.557 kişiyle yaptıkları tekrarda rastgele “bir şey yap” grubuna düşenlerin “yalnızca düşün” grubuna düşenlerden genel olarak daha çok keyif aldığını buldu; düşünmenin keyfi ise ülkeden ülkeye değişiyordu. Hatano ve arkadaşları (2022) ise madalyonun öbür yüzünü gösterdi: insanlar sadece beklemenin ne kadar keyifli olacağını önceden küçümsüyor, bu yüzden de beklemekten gereğinden fazla kaçınıyor olabilir.
Bizim iki dakikamız
Bu deney orijinalin hafif ve kısa bir sürümü. Elektrik şoku yerine yarım saniyelik, hırıltılı bir ses kullanıyoruz; ses yazılımla üretiliyor ve ani tepeleri sınırlayan bir filtreden geçiyor. Önce sesi bir kez dinliyorsun ve onu bir daha duymamak için para öder miydin diye cevaplıyorsun. Sonra iki dakika boyunca ekranda yalnızca bir düğme var.
İki dakika, on beş dakikadan çok daha kolay; bir ses de bir şoktan çok daha hafif. Bu yüzden buradaki oranların orijinaldekilerden düşük çıkmasını bekleyebiliriz. Asıl merak ettiğimiz, sesi bir daha duymamak için para vereceğini söyleyenlerin bile ona dönüp dönmediği ve bunun, iki dakikayı ne kadar keyifli bulduklarıyla ilişkisi.
Sıkıntının iyi tarafı
Sıkıntı kötü bir şöhrete sahip, ama araştırmacıların bir kısmı onu bir sinyal olarak görüyor: dikkatimizin tutunacak bir şey aradığını söyleyen bir alarm. Bu alarma her seferinde telefonla cevap vermek kolay; birkaç dakikayı yalnızca düşünerek geçirmek ise alıştırma isteyebilir.
Hatano ve arkadaşlarının bulgusu belki bu yüzden umut verici: sadece beklemek, çoğumuzun tahmin ettiğinden daha keyifli olabiliyor. Bu deneyde düğmeye hiç basmadıysan ya da iki dakikayı keyifli bulduysan, sen de bu gruptan olabilirsin.