En sevdiğin harf hangisi?
Garip bir soru gibi görünüyor; harflerin sevimlisi olur mu? Yine de birine alfabeyi gösterip her harfi beğenip beğenmediğini sorduğunda cevaplar rastgele çıkmıyor. Bazı harfleri neredeyse herkes daha çok seviyor; ama kalabalığın ortalamasının üstüne çıkan bir şey daha var: kişinin kendi adı.
Bu deneyde alfabedeki her harfi karışık bir sırayla tek tek gösteriyoruz ve ne kadar beğendiğini 1 ile 7 arasında puanlamanı istiyoruz. Bütün harfler bitince adının ve soyadının ilk harfini soruyoruz. Baş harflerin cihazından çıkmıyor; karşılaştırmayı tarayıcın yapıyor ve bize yalnızca sonucu gönderiyor; harf harf puanların da cihazında kalıyor.
Nuttin’in tesadüfü
Belçikalı sosyal psikolog Jozef Nuttin, bu etkiyi 1985’te yayımladı. Salt aşinalığı dışarıda bırakmak için iki kişinin aynı harfleri ayrı ayrı değerlendirdiği eşleştirilmiş bir düzen kurdu: harflerin bir kısmı birinin adından, bir kısmı öbürünün adından geliyordu. Herkes kendi adında geçen harfleri, aynı harfleri değerlendiren eşinden daha çok beğeniyordu. Etki harflerin görünüşü, sesi ya da dildeki sıklığıyla açıklanamıyordu ve katılımcılar seçimlerinin adlarıyla ilgili olduğunu fark etmiyordu.
Nuttin 1987’de etkiyi 13 Avrupa üniversitesinde, 12 farklı dilde sınadı. Katılımcılardan alfabenin en sevdikleri altı harfini seçmelerini istedi. Kendi adlarında geçen harfler, aynı harfe sahip olmayan katılımcılara göre daha sık bu altı harfin arasına giriyordu. Nuttin bunu “salt sahiplik” ile açıkladı: bize ait olan şey biraz daha sevimli gelir.
Japonya’da harfler ve doğum günleri
Benlik saygısı üzerine yapılan anketlerde Japon katılımcılar, Batılı katılımcılara göre kendilerini daha az övüyordu. Shinobu Kitayama ve Mayumi Karasawa (1997) bunun açık beyanlara özgü olup olmadığını merak etti. Japonca hece harfleriyle yaptıkları çalışmada, kişinin kendi adında geçen harfler öbür harflerden anlamlı biçimde daha çok beğeniliyordu.
İkinci çalışmada aynı mantığı sayılara uyguladılar: doğum gününün ayına ve gününe karşılık gelen sayılar, öbür sayılardan daha çok beğeniliyordu. Yazarlara göre Japon katılımcılar kendilerini açıkça övmekten kaçınsa da, kendilerine ait sembollere karşı olumlu bir duygu taşıyorlardı. Bu çalışma, isim harfi tercihinin “örtük benlik saygısı” ölçüsü olarak yaygınlaşmasında etkili oldu.
Bir ölçü olarak ne kadar işe yarıyor?
İsim harfi tercihi, kısa ve kolay uygulanabildiği için örtük benlik saygısını ölçmek amacıyla çok kullanıldı. Vera Hoorens (2014), bu kullanımı kapsamlı bir derlemeyle değerlendirdi: farklı çalışmalar farklı görevler ve farklı hesaplama yöntemleri kullanıyordu ve bu yöntemlerin seçimi her zaman yeterince gerekçelendirilmemişti. Hoorens, etkinin varlığından çok, ondan çıkarılan puanların neyi ölçtüğünün tartışmalı olduğunu vurguladı.
Pietschnig ve arkadaşlarının (2018) meta-analizi daha da net: 105 örneklem ve toplam 17.777 kişide, baş harf tercihi ile insanların ankette bildirdiği benlik saygısı arasındaki ilişki r = 0,10 çıktı; yazarlar bu iki ölçünün neredeyse ilişkisiz olduğunu söylüyor. Yani etki gerçek ama baş harflerini çok sevmen, kendini ne kadar beğendiğini söylemez. Sonuç ekranındaki sayıyı bir kişilik puanı gibi değil, küçük bir merak gibi okumak en doğrusu.
Dennis diş hekimi mi olur?
İsim harfi etkisi bir süre çok daha büyük iddialara da kaynak oldu: insanların adlarına benzeyen meslekleri, şehirleri ve eşleri seçtiği öne sürüldü (örneğin Dennis adlı kişilerin diş hekimi, İngilizcesiyle dentist, olma olasılığının yüksek olduğu). Bu çalışmalar “örtük benlikçilik” başlığıyla ders kitaplarına girdi.
Uri Simonsohn (2011) bu bulguları yeniden inceledi. Ham sonuçları tekrar üretebildi, ama farkların büyük kısmının kuşak, coğrafya ve etnik köken gibi karıştırıcı etkenlerden ve ters nedensellikten kaynaklandığını gösterdi. Bugünkü görüş şu: insanlar kendi harflerini küçük ve önemsiz seçimlerde biraz daha çok sevebilir, ama hayatın büyük kararlarını bu tercihin yönlendirdiğine dair kanıt zayıf.