Bir notayı tutturmak
Bir arkadaşın gitarını akort ederken iki teli art arda çalıp 'hâlâ biraz pes' dediğinde ne kadar küçük bir farkı duyduğunu hiç düşündün mü? Ya da bir şarkının nakaratını mırıldanırken doğru notada olup olmadığını? Perde, yani bir sesin ince mi kalın mı duyulduğu, müziğin de konuşmanın da temel yapı taşlarından biri. Ama insanlar perdedeki farkları ne kadar hassas duyduklarında birbirinden şaşırtıcı ölçüde farklı.
Bu deney iki soru soruyor. Birincisi, iki ses arasındaki en küçük perde farkını duyabiliyor musun? İkincisi, bir sesi duyup kısa bir sessizlik boyunca aklında tuttuktan sonra kendi sesini ona ne kadar yaklaştırabilirsin? Şarkı söylemek yerine ekranın solundaki bir şeridi kaydırıyorsun; böylece sesini denetleme becerin değil, yalnızca kulağın ve perde hafızan ölçülüyor.
Sent: Perdenin cetveli
Perdeyi Hz ile ölçmek ilk bakışta doğal görünür, ama kulağımız frekansları oranlarla algılar. 220 Hz'den 440 Hz'e çıkmak ile 440 Hz'den 880 Hz'e çıkmak aynı müzikal aralıktır: ikisi de bir oktav. Bu yüzden müzisyenler ve işitme bilimciler perde farkları için logaritmik bir birim kullanır: sent. Bir oktav 1200 sent, eşit aralıklı Batı müziğinde bir yarım ton 100 senttir. 1 sentlik fark, frekansın yaklaşık binde 0,6 oranında değişmesi demektir.
Deneyde taban sesi her seferinde 300 ile 900 Hz arasından, logaritmik ölçekte eşit olasılıkla seçiyoruz. Böylece hep aynı sesi duyup ona alışmıyorsun, kararını da iki sesi birbiriyle karşılaştırarak vermek zorunda kalıyorsun. İlk denemelerde fark 100 sent, yani bir yarım ton; bu, piyanoda yan yana iki tuş arasındaki fark kadar. Doğru cevap verdikçe fark küçülüyor ve merdiven, iki sesi artık güçlükle ayırt edebildiğin noktanın çevresinde gidip gelmeye başlıyor. Sonuçta göreceğin eşik, bir yarım tonun ne kadarını duyabildiğini de gösteriyor.
Kulak ne kadar hassas?
Craig Wier, Walt Jesteadt ve David Green 1977'de frekans ayırt etmeyi sistemli olarak ölçen klasik çalışmalardan birini yayımladı. Dinleyicilere kısa saf sesler çiftler halinde dinletildi ve uyarlamalı bir yöntemle, hangisinin daha yüksek olduğunu güvenilir biçimde söyleyebildikleri en küçük fark bulundu; sesin frekansı ve duyma eşiğinin ne kadar üstünde çalındığı sistemli olarak değiştirildi. Micheyl, Xiao ve Oxenham'ın 2012'de 12 çalışmanın verisini birlikte incelediği makaleye göre Wier ve arkadaşları, eşiğin logaritmasının frekansın kareköküyle doğrusal biçimde arttığını buldu; 1 kHz'de eşik, ses 20 dB'den 60 dB duyum düzeyine çıkarken yaklaşık iki kat küçüldü.
Aynı derlemenin önemli bir gözlemi bizim deneyimizin aralığıyla ilgili. 1 kHz'in altındaki frekanslarda eşik Hz cinsinden frekansla birlikte artıyor, ama frekanstan daha yavaş artıyor; yani oransal olarak, Weber oranı cinsinden, frekans yükseldikçe eşik küçülüyor. Daha yüksek frekanslarda ise eşik hızla büyüyor. Derleme ayrıca sesin süresinin eşiği güçlü biçimde etkilediğini vurguluyor: çok kısa sesleri ayırt etmek daha zor. Bu yüzden 1. eldeki sesleri 400 milisaniye uzunluğunda tutuyoruz; başlangıç ve bitişteki 20 milisaniyelik yumuşak geçişler de seslerin 'tık' sesiyle başlamasını engelliyor.
Müzisyen kulağı: Yetenek mi, alıştırma mı?
Christophe Micheyl ve arkadaşları 2006'da, daha önce hiç psikoakustik deneye katılmamış 30 klasik müzisyen ile 30 müzisyen olmayan kişinin perde ayırt etme eşiklerini ölçtü. Fark beklenenden büyüktü: müzisyen olmayanların ortalama eşiği başlangıçta müzisyenlerinkinin altı katından fazlaydı ve iki saatlik alıştırmadan sonra bile yaklaşık dört kat büyük kaldı. Müzisyenlerin eşikleri, yıllarca bu tür görevlerde eğitilmiş dinleyicilerle yapılan eski ölçümlere yakındı ve alıştırmayla pek değişmedi.
Çalışmanın ikinci bölümü daha umut verici. Hiç eğitimi olmayan sekiz yeni katılımcı toplam 14 saat boyunca aynı görevi çalıştı. Müzisyenlerin düzeyine inmeleri 4 ile 8 saat arasında sürdü. Yani müzisyenlerin üstünlüğü, en azından bu görevde, büyük ölçüde kulağı dikkatli dinlemeye alıştırmanın ürünü olabilir. Kendi sonucunu yorumlarken bunu aklında tut: ilk denemede yüksek çıkan bir eşik, sabit bir 'kulaksızlık' anlamına gelmez; testi birkaç kez tekrarlamak bile sonucunu değiştirebilir.
Duymak ile tutturmak: Kaydırıcı deneyi
Pek çok insan şarkı söylerken notayı tutturamadığı için kendini 'kulaksız' sanır. Sean Hutchins ve Isabelle Peretz 2012'de bu inancı sınadı. Beş deneyde müzisyenlere ve müzisyen olmayanlara perde eşleştirme ve perde yargısı görevleri verdiler. İlk deneyde 'kaydırıcı' adını verdikleri bir araç tanıttılar: katılımcılar sesi, ses telleri yerine bu aracı kaydırarak hedefe eşitliyordu. Sonuç açıktı: her iki grup da hedef perdeleri kaydırıcıyla, kendi sesleriyle olduğundan daha isabetli tutturdu.
Sonraki deneyler tabloyu tamamladı. Müzisyen olmayanlar kendi kayıtlı seslerini, sentezlenmiş bir sesin tınısını taklit etmekten daha iyi eşleştirebiliyordu ama yine de kaydırıcıdaki kadar isabetli değildi. Birden fazla kez söylemek ya da perdeyi ekranda görmek söyleyişi iyileştirmedi. Yazarlar kötü şarkı söylemenin önemli bir bölümünü salt bir algı sorununa değil, sesin motor denetimine ve bir tınıdan ötekine 'çeviri' hatalarına bağladı. Bizim 2. elimiz de bu fikirden yola çıkıyor: ekranın solundaki şerit bir kaydırıcı gibi çalışıyor ve sürükledikçe kendi sesini duyuyorsun. Hedefin 10 sent yakınına gelirsen o sesten yaklaşık 9,2 puan, 45 sent uzağında kalırsan 5 puan alıyorsun. Şeritle ölçtüğün hata, şarkı söylerken yaptığın hatadan büyük olasılıkla küçük olacak.
Ton sağırlığı ve sonucun sınırları
Gerçek bir perde algısı bozukluğu da var: doğuştan amüzi, halk arasındaki adıyla ton sağırlığı. Uzun süre nüfusun %4'ünü etkilediği düşünüldü, ama bu tahmin 1980'deki tek bir teste dayanıyordu. Isabelle Peretz ve Dominique Vuvan 2017'de, kişilerin kendiliğinden başvurmasına dayanmayan yaklaşık 20.000 kişilik bir örneklemde üç nesnel test ve bir anket kullandı. Yaygınlığı yalnızca %1,5 buldular; kadınlarda erkeklerden biraz daha sık görülüyordu. Amüzili kişilerin birinci derece akrabalarının %46'sında benzer sorun vardı, bu da kalıtsal bir temele işaret ediyor. Sorun müzik eğitimiyle azalmıyordu.
Bu deney bir amüzi testi değil. Sonucunu etkileyebilecek pek çok şey var: telefon hoparlörü mü kulaklık mı kullandığın, ortamdaki gürültü, ses düzeyi, yorgunluk, işitme kaybı ve elbette müzik geçmişin. Perde ayırt etme eşiğini ve tuttur elindeki hatalarını birlikte değerlendir: ikisi arasındaki ilişki, zorluğun duymakta mı yoksa sesi aklında tutup yeniden bulmakta mı olduğuna dair bir ipucu verebilir. Hatalarının yönü de bilgi taşıyor. Harry Hollingworth 1910'da, insanların bir dizi büyüklüğü yargılarken küçükleri olduğundan büyük, büyükleri olduğundan küçük tahmin ettiğini, yani yargıların dizinin ortasına doğru kaydığını tarif etti; buna merkeze yönelme deniyor. Bizim hedeflerimiz 220 ile 880 Hz arasında ve bu aralığın logaritmik ortası 440 Hz: pes hedefleri biraz tiz, tiz hedefleri biraz pes tutturuyorsan bu eğilimi görüyorsun demektir. Bir oktav arayla çalan iki ses kulağa birbirine benzer geldiği için, hedefin bir oktav üstünü ya da altını bulan cevapları da ayrıca sayıyoruz.