En çok bilinen, en az anlaşılan hareket
Herkes esner: bebekler anne karnında, yetişkinler toplantıda, köpekler veterinerde. Robert Provine 1980’lerde esnemenin ne kadar az incelendiğine şaşırdı ve onu bir etoloğun bir kuşun dansını incelediği gibi incelemeye başladı. Katılımcılardan esnemeyi düşünmelerini istedi, gelen esnemeleri kaydetti ve sürelerini ölçtü.
Bir esneme ortalama 5,9 saniye sürüyordu ve bir kez başladı mı, Provine’ın deyişiyle hapşırık gibi kaçınılmaz biçimde sonuna kadar gidiyordu. Dişlerini sıkarak esnemeye çalışan katılımcılar bunun hiç tatmin edici olmadığını, sanki esnemenin ortasında takılı kalmış gibi hissettiklerini söyledi.
Görmek, okumak, düşünmek
Provine’ın deneylerinde esneyen yüzlerden oluşan bir videoyu izleyenlerin %55’i esnedi; aynı düzende gülümseyen yüzleri izleyenlerde bu oran %21’di. Ama esnemeyi tetiklemek için görmek şart değildi. Beş dakika boyunca esneme üzerine bir yazı okuyanların %30’u esnedi, hıçkırık üzerine okuyanların %11’i; esneyenlerle esneme isteği duyanlar birlikte sayılınca oranlar %75 ile %11 oldu. Yalnızca “esnemeyi düşün” demek bile esnemeleri tetiklemeye yetti.
Provine 1989’da bir adım daha attı: esneyen yüzün hangi parçasının esnettiğini aradı. Sonuç beklenmedikti; esneyen ağız bile gerekli değildi. Ağzı silinmiş bir esneyen yüz de esnetebiliyordu. Gözlemciler tek bir özelliğe değil, yüzün bütününe tepki veriyordu.
Neden bir karşılaştırma grubu?
İnsanlar sıkıldıklarında ve yorulduklarında kendiliğinden de esner. Provine ve Hamernik, sıkıcı bir renk çubuğu test görüntüsünü izleyenlerin, müzik videosu izleyenlerden yaklaşık %70 daha çok esnediğini buldu. Yani ekrana bakmak, okumak ya da sıkılmak tek başına esnetebilir.
Bu yüzden bir esnemenin bulaşıcı olup olmadığını anlamak için iki grubu karşılaştırmak gerekir: biri esneyen yüzleri görür, öbürü aynı yüzleri başka bir şey yaparken, örneğin gülümserken görür. İki grup arasındaki fark, esnemenin bulaşan payını gösterir. Bizim deneyimizde de katılımcıların yarısı esneyen, yarısı gülümseyen yüzler görüyor.
Esneme ve empati
Bulaşıcı esnemenin empatiyle ilişkili olduğu fikri popüler. Bazı çalışmalar yakın kişilerin esnemesinin daha bulaşıcı olduğunu ya da empati puanlarıyla ilişkiler bulduğunu bildirdi. Ama tablo karışık.
Bartholomew ve Cirulli (2014) 328 kişiyle yaptıkları çalışmada empati, duygusal bulaşma, uykululuk ve günün saati gibi ölçüleri yaşı hesaba kattıktan sonra esneme yatkınlığıyla ilişkili bulmadı; yalnızca yaş küçük bir pay açıklıyordu. Gallup ve Massen (2016) de kadınlarla erkekler arasında bulaşıcı esnemede bir fark olduğu iddiasını, öncesindeki pek çok çalışmanın böyle bir fark bulmadığını hatırlatarak sorguladı.
Kimler esner, kimler esnemez?
Aynı çalışmada üç dakikalık bir esneme videosu izleyenlerin %68’i en az bir kez esnedi. Katılımcıların %94’ü başkası esneyince bazen, sık sık ya da genellikle esnediğini düşünüyordu; yani insanlar kendi yatkınlıklarını biraz abartıyordu. Esnemeyenlerin %59’u esneme isteği bile duymadığını söyledi: çoğu esnemesini bastırmıyor, gerçekten esnemiyordu.
Daha da ilginci, kişilerin esneme yatkınlığı zaman içinde çok tutarlıydı: ortalama iki buçuk ay arayla, laboratuvarda ya da evde internetten ölçüldüğünde aynı kişiler benzer sonuçlar verdi. Bu tutarlılık, esneme yatkınlığının kişiye özgü, kalıcı bir özellik olabileceğini düşündürüyor.
Bu deneyde ne yapıyoruz?
Doksan saniye boyunca altı farklı çizim yüz ekrana geliyor; her biri yaklaşık altı saniye boyunca esniyor ya da gülümsüyor. Esneme grubunda yüzlerin altında esneme üzerine kısa metinler akıyor; karşılaştırma grubunda aynı yerde haritalar, ekmek mayası ya da pusula gibi sıradan konular var. Her esnediğinde düğmeye basıyorsun.
Sonda esneme isteği duyup duymadığını ve bir esnemeyi bastırıp bastırmadığını soruyoruz; çünkü bazı insanlar gözlendiklerini düşündüklerinde esnemelerini tutabiliyor. Kalabalıkta ölçtüğümüz şey, en az bir kez esneyenlerin oranının iki grup arasındaki farkı ve bu farkın %95 güven aralığı.